yağan karı en güzel şekilde anlatmam lazım. kime yağıyor? kime yağmamalı? kimin işine yarıyor, hangi izleri örtüyor kar? söylemem lazım size.
sokaktasın. üzerinde fi tarihinden eski bir ceket. belki dedenden kalma belki dedesinden. buzda kaya kaya ilerlemiş, arada tökezlemiş buza tutunmuşsun. buza tutunuyorsan anlaki tutunamayanlardansın orası ayrı. acaba neresi biraz daha az üşütür beni diye yer aramaktasın. önünden geçen arabaların egsozlarından çıkan dumanı görmek bile içini ısıtıyor. sokaktan geçen üç beş kişinin buharını tatmak istiyorsun. bacalardan çıkan duman hani lodosta bir gecede 5 kişiyi sinsice öldürebilen gaz, işte ona bile muhtaçsın. ölüm ve soğuk arasındaki ilişkiyi morga girmeden önce tadıyorsun. ama yalnızsın. bulabileceğin yegane şeyler; karton, üç tarafı kapalı bir köşe hadi bilemedin iki olsun. aklına annenin çocukken söylediği “taşa oturma oğlum, üşütürsün” lafı geliyor. istemsiz titreyen bedenin hafif bir tebessüm bile yapamaz oldu. karanlık çok karanlık. ışık bile içini ısıtabilir. kıvrıldın kuytu köşene. öldüren beyazları sayıyorsun. uyuşturucu, un, şeker bir de kar. çok sessiz lan. zamanda geçmiyor. nasıl anlıyorsun geçmediğini zamanın. ses yok çünkü. ne bir akrep yelkovan kovalamacası ne de bir köpek çetesi hırlaması. yok var olan tek şey yok. ama kar var. uyursan ölürsün biliyorsun. geçen kış sokakta ölmek üzereyken bulunduğunda söylemişlerdi. uyursan ölürsün ademoğlu. ölüyorsun. birilerinin üzerine beyaz örtüyü ölmeden çekiyor hayat. sen sıcak yatağında yatarken birileri ölüyor. üşüdün dimi. tüylerin diken diken olduysa üşüdün. gerçekten üşüdün mü hiç?